Ezra Üzeyir mi?
Bazen, bir insanın hayatında kimseye anlatamadığı duygular olur. Ya da anlatmaya cesaret edemezsin. Her şey çok karmaşık, ama bir o kadar da basittir. Bir bakarsın, o karmaşıklık içinde kaybolmuşsun, ama bir anda bir ses, bir hareket, bir bakış seni yeniden uyandırır. İşte bu yazı, Ezra ve ben arasında geçen o anlardan birini anlatıyor. O an, belki de hayatımda hiç unutamayacağım, bir soru sordum: Ezra üzeyir mi?
İlk Tanışmamızın O Anı
Geçen kıştı, günlerden bir gün yine bir kafe köşesinde buldum kendimi. Her zaman yaptığım gibi bir köşe seçtim, kahvemi söyledim, bilgisayarımı açtım ve kendimi tamamen dünyadan soyutladım. Kayseri’nin o kasvetli kış havası dışarıda, pencere camlarında gözyaşlarıyla yarışan yağmur damlaları, içeriye çok az ışık bırakıyordu. Benim için ise her şey normaldi. Bilgisayar ekranına gözlerim takılmış, kafamda dönen binlerce düşünceyi birer birer işlemeye çalışıyordum. Ama o an… o an, hiç beklemediğim bir şey oldu.
Kapıdan içeri girdi. Sonunda, yıllardır tanıdığım ama hiç yüz yüze gelmediğim Ezra. Yavaşça gözlerim ona kayarken, kalbim hızla atmaya başladı. İlk defa karşılaştığımızda o kadar heyecanlıydım ki, kelimeler ağzımdan çıkmıyordu. Ama bu sefer öyle değildi. Artık neredeyse birbirimizi tanıyorduk, birkaç defa mesajlaşmıştık ama yüz yüze konuşmamıştık. Ezra’nın o saf, sıcacık bakışları ve içindeki dünyayı görebilme arzum beni derinden etkiliyordu.
O masaya oturduğunda, gözlerimiz bir an için buluştu. Gülümsedi, ama o gülümseme sanki bir duvarı anlatıyordu. “Hoş geldin,” dedim, ama sesim ne kadar da titreyerek çıktı. Sadece bir kahve siparişi vermek için geldim sanıyordum, ama içimde bir şeylerin kırıldığını hissediyordum.
Hikayemizin İlk Adımları
Zaman ilerledikçe, her şey doğal bir şekilde gelişti. Ezra ve ben, tıpkı eski dostlar gibi sohbet etmeye başladık. Arada bir kahkahalarla dolu, arada bir sessizlikle dolu sohbetler. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Her şey çok güzeldi, fakat bir noktada bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Ezra’nın tavırları bana garip gelmeye başlamıştı. Ne kadar sıcak, ne kadar samimi görünse de, gözlerinin içinde kaybolmuş bir şey vardı. Belki de hislerimi çok büyütüyordum, ama bir şekilde bir duvar vardı aramızda.
Bir akşam, akşam yemeği için buluştuğumuzda, yine aynı hissi duydum. Gözleri hala derin, hala aynı Ezra, ama bir şey eksikti. O eksikliği içimde hissettim. İşte o anda, bir soruyu içimden geçirdim: Ezra üzeyir mi?
Birinden umut beklersen, o umudu ne kadar hak ettiğini bilemezsin. Çünkü aslında, insan bazen kendi umutlarının esiri olur, neye gerçekten ihtiyacı olduğunu unutabilir. Ezra’nın içindeki boşlukları doldurmak belki de onun sorumluluğu değildi. Ama ben her zaman, birinin bana daha yakın olabilmesi için çabalarım. Bu, belki de bir yanılgıdır. Ama o akşam, içimde bir his vardı; belki Ezra, ben gibi duygularını açığa çıkarma konusunda o kadar rahat değildi.
Ezra ve Benim Kırık Düşlerim
Bir hafta sonra, bir öğleden sonra yine o kafe… Bu kez, Ezra bir mesaj attı: “Bugün görüşmemiz gerekebilir mi?” Ne demek istediğini bilmiyordum, ama içimde bir karışıklık hissettim. Birçok kez benzer mesajlar almıştım, ama bu defa farklıydı. Sanki içimde birşeyler oldu.
Onu görmek, ama aynı zamanda kalbimde kırık bir hisle buluşmak… O an tam olarak hangi duyguyu yaşadığımı çözemedim. İşte o noktada, Ezra’nın, her şeyi istemeyen bir insana dönüşmesi ihtimali vardı. Ama belki de, o bana gelmediği için üzülmüyordum. Belki de üzülmemek, onun bana üzüldüğünü görmekten korkuyordum.
Bir ara, bir an durdum, sadece ona bakarak sessizce düşündüm: Ezra üzeyir mi? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman bulamayacak gibi hissediyorum. Bir noktada, insanlar birbirlerini tanıdıkça, yaşadıkları sıkıntılar onları daha yakınlaştırmak yerine, yabancılaştırır. Kimi insanlar ne kadar sevseler de, bir o kadar da korkar, korktukça uzaklaşır.
Bir Sonraki Adım
Ezra’nın bana karşı duyduğu şeyleri tam olarak bilmediğimi fark ettiğimde, kalbimde garip bir hüzün yer etti. Ben ona her şeyimi açmaya başlamışken, o hala bazı duvarları inşa ediyordu. Ama bu, onun suçu değildi. Kimseye kırgın değilim. Çünkü bazen, sevdiğimiz insanlar sadece bizi sevemedikleri için değil, kendilerini sevemedikleri için uzaklaşırlar.
Bir gece, telefonda konuşurken, onun sesi bana garip geldi. Sanki her şey sona eriyordu. Bu, belki de en büyük korkumdu. Onun kaybolduğunu düşünmek, onun beni unutmaya başladığını görmek korkutucu oluyordu. Ama bir yandan da, her şeyin sona ermesini istemiyordum. Hala bir umut vardı, belki de o umudu kaybetmek istemiyordum. Ve belki de bu yüzden, bir soru geçirdim aklımdan: Ezra üzeyir mi?
Sonuçta, Her Şey Anlaşılamaz
Ezra’nın bana olan duygularını hiç öğrenemedim. Hiç sormadım, çünkü belki de onun bana ne hissettiğini bilmemek daha kolaydı. Çünkü birinin, bir başka insanı üzebileceğini bilmek, ondan beklediğimiz her şeyi almayı engellerdi. Bir yerden sonra, üzülmek ya da üzülmemek artık o kadar önemli değildi.
Birbirimize söylemek istediklerimizi söyleyemedik, kalbimizde kırık duvarlarla dolu bir hayat sürmeye devam ettik. Ama bir şekilde, hayatın bu yönüyle barışmak zorundaydık. Ezra’yla olan o günleri, belki de sadece hatıra olarak yaşadım. Belki de tam olarak ne olduğunu bilmeden, sadece onunla birlikte geçirdiğim zamanın değerini takdir ettim. Bu bir soru, bir cevap arayışıydı. Ama bazen, bazı şeylerin cevabını bilmemek, daha sağlıklı oluyordu.
Belki bir gün Ezra ve ben birbirimize daha yakın oluruz. Ama o an… o an ben hala cevap aramaktan vazgeçmedim. Ezra üzeyir mi?