İBB Sosyal Yardım Askıda Ne Demek?
Son zamanlarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) sosyal yardım askıda uygulaması, hem sosyal medya platformlarında hem de sokak sohbetlerinde sıkça konuşuluyor. Peki, bu “askıda ne demek?” diye soranlar için açıklayayım: Basitçe, askıda sosyal yardım, ihtiyacı olan birinin alacağı sosyal yardımın, maddi durumu iyi olan bir kişi tarafından “askıya” konulması anlamına geliyor. Yani, zenginler ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için kendi katkılarını bir anlamda paylaşıyorlar. Bu sistem, bir bakıma “helal olsun” diyebileceğimiz bir yardım anlayışını içeriyor gibi görünse de, biraz daha derinlemesine inince bazı ciddi soruları ve eleştirileri de beraberinde getiriyor.
Ben, açıkçası bu uygulamanın hem güzel yanları olduğunu hem de düşündürücü bazı zaafları bulunduğunu düşünüyorum. Ve evet, kesinlikle bu yazıda hangi yönlerinin beğendiğimi ve hangi yönlerinin çok sorunlu olduğunu net şekilde dile getireceğim. Bunu yaparken de bolca tartışmaya açık sorularla karşınızda olacağım.
Askıda Sosyal Yardımın Güçlü Yanları
Öncelikle, askıda sosyal yardım uygulamasının ciddi anlamda toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı teşvik ettiğini kabul ediyorum. İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde, insanların birbirine yardımcı olmasını sağlayan böyle bir sistem, toplumsal bir sorumluluk anlayışını güçlendiriyor. Düşünsenize, bir kafenin ya da restorantın sahibi, bu uygulama sayesinde yemeğini paylaşıyor, bir diğeri ise kahvesini askıya alıyor. Evet, burada aslında birçok insanın ihtiyacı olmasa da, bir ihtimalle ihtiyacı olan biri gelir ve bu yardımı alır. Hani bir anlamda insanlık adına hepimizin bir yükümlülüğü gibi düşünmek gerekebilir.
Bir diğer güçlü yönü, bu tür yardımların anonim yapılabilmesi. Yani, ihtiyacı olan kişi o yardımın kaynağını bilmeden sadece ihtiyacını giderebilir. Bu, bazen insanların gururlarını zedelemeden bir yardım almalarını sağlayabilir. Özellikle sosyal medyada gördüğümüz “gizlice yardım eden biri” düşüncesi, ciddi anlamda takdir edilesi bir şey. Yardımın adeta bir “dijital iyilik” gibi yayılması, toplumsal bağları güçlendirebilir.
Sosyal Medya ve Toplumsal İletişim
Sosyal medya çağında, böyle bir yardımlaşma kültürünün yayılması da son derece önemli. Hepimiz biliyoruz ki, sosyal medyada çok fazla kirli bilgi ve negatif içerik dolaşırken, bir de bu tarz yardımlaşma pratiklerinin yayılması bence çok değerli. Paylaşımlar sayesinde daha fazla kişiye ulaşmak, daha fazla insana yardım etmek gerçekten anlamlı bir şey. “Askıda ekmek” gibi basit ama etkili kampanyalar, sosyal medyada viral olabiliyor ve kısa sürede büyük bir kitleye ulaşabiliyor. Bu da, bir noktada toplumsal farkındalık yaratıyor.
Askıda Sosyal Yardımın Zayıf Yanları
Evet, şimdi gelelim olayın daha karanlık ve düşündürücü taraflarına. Benim kişisel olarak bu uygulamada en çok takıldığım nokta, bu tür yardımların devletin sorumluluğunun bir şekilde dışına çıkması ve sanki bu yardımların sosyal adaletsizlik yaratan bir çözüm haline gelmesi. Şöyle düşünelim: Eğer gerçekten bu kadar ihtiyaç sahibi insan varsa, bunlara devletin düzenli ve sürekli bir biçimde yardım yapması gerekmez mi? Aslında “askıya koyma” fikri, bir noktada “devletin yükünü vatandaşa atma” gibi bir izlenim yaratıyor. Yani, bu uygulama aslında bizlere “devlet yardımı yapmıyorsa, sen bir şeyler yap” diye dayatıyor gibi bir hava yaratıyor.
“Bir Kafede Kahve Al, Bir Kişiye Daha Ver” Felsefesi
Hani şu meşhur “bir kafede kahve al, bir kişiye daha ver” felsefesi var ya, tam olarak bu uygulama da ona hizmet ediyor. Bu bana biraz “bireysel yardım kültürü”nü pompalamak gibi geliyor. Tamam, biri kahve alıp birisini faydalandırabilir ama bu “yardım”ın büyüklüğü çok sınırlı. Sonuçta bir kahve 15-20 TL, ama o 20 TL’yi bir insan bir gün boyunca geçinerek harcayamaz. Yardımın kapsamı, sınırlı ve geçici. Uzun vadede insanların sürekli olarak birbirine yardım etmesi bir çözüm olmuyor, bu sadece anlık bir çözüm.
Bir başka konu da şu: Bu uygulama, zenginleri yardım yapmaya yönlendiriyor olabilir, ama yardım yapmanın, gönüllü desteğin ve adaletin devlete bırakılması gerektiği gerçeğini unutmamalıyız. “Askıda” yardımlar ile aslında en temel sosyal güvenlik sistemlerinin işlevi ortadan kalkıyor. Yani bu uygulama, devletin sorumluluğundan kaçmak için kullanılan bir yol olabilir mi? Hangi zengin, gerçekten ihtiyaç sahibi birinin kahve almasını istiyor ki? Burada “yardım” diye adlandırılan şey, bazen sadece karitatif bir reklam işlevi görebiliyor.
Adaletli mi?
Yine bir soru soralım: Sosyal yardımın “askıya” koyulması, gerçekten adil mi? Yani, zenginler bazen ihtiyacı olmayan bir yardım yapabilirken, fakirler hiçbir şekilde bu yardımlardan faydalanamayabiliyor. Aslında bu da bana biraz “hayır işleme” kültürünün sadece üst sınıf için geçerli olduğu bir düzen gibi geliyor. Zenginlerin yardımlaşma iştahı arttıkça, bu durum düşük gelirli bireylerin sadece şansına kalıyor.
Sonuç: Askıda Yardım Gerçekten Yardım mı?
Biliyorum, çok karışık ve tartışmalı bir konu. Ama bir noktada şunu düşünüyorum: Yardım gerçekten yardım olmalı, ya da bu yalnızca bir sosyal medyanın egosunu okşayan bir kampanya mı? Aslında bu yazıyı yazarken sorularla boğuldum. Yardım sistemini “askıya koymak” ne kadar sürdürülebilir? Bir sosyal yardım sistemi olmalı mı yoksa herkes kendi başının çaresine mi bakmalı? Ayrıca, devletin sosyal yardımlarını başka birinin sorumluluğuna bırakmak, toplumda adaleti sağlamak için yeterli mi?
Aslında en büyük eleştirim, insanların günlük yaşamlarındaki yardım anlayışını sadece bireysel hale getirmeleri. Sosyal devletin bu kadar zayıf kaldığı bir dünyada, “askıya” yardım yapmak kadar bu yardımları kalıcı kılacak sistemlerin olması da çok önemli. Hem de en başta, yardımların adil ve sürekli olması gerektiğini unutmadan.